Asrevya 11

📅 Nisan 02, 2019 | 🏷️ asrevya
Tüm keşkelerimi yuttum… Yazdım ve sadece susuyorum…

Gün ikindiye doğru uzatmaya başlıyor ellerini. Hüzünlerime farklı desenlerde motifler oyalıyor gözyaşlarım. Aklıma düşen nedenlerin gözünü bağlayıp gönderdim körebe oyunlarına. Küf kokulu günler sindi adımın harf boşluklarına. Sesimin yazıya ödünç verilen kısmına alfabesizliğim düştü.

Yorgunluğum vurdu, yağmurun camlara usulca vuran fonunda canıma. Ben yaşamaktan yoruldum Asrevya. Yazmaktan yoruldum. Bitti mi sanıyorsun? Hayır, bak hala yazıyorum ve yaşıyorum hayat dışı bir cümlede.

Kimseye suç atfetmiyorum. Tüm suçları kestim kendi hesabıma ve astım alnımın kırık dökük satırlarına. Hangi nefesimi döksem hayata, içim çığlık çığlığa susar “beni affet kendim” dercesine. Beni affet kendim! Beni affet!..

Bilemezdim küçük sandığım düşümün ömrüme mâl olacağını…

Şimdi karşıma çıkan hiç kimse neden diye başlayan sorular sormasın bana. Cevabı bol soru işaretli bir susuş olur. Nedenini bilecek kadar yetkin olsaydım, bildiğim o nedeni silebilecek kadar da cesurluk rolü oynayabilirdim belki. Ama neden yok… Cevap yok…

Asrevya sen nedensizliğimin adı mıydın?

Hiç sevmediğim gün yırtmayı unuttum yine. Dünü yırtıp atıyorum takvimimden, bugün yüzüme çarpıyor; 7 Temmuz 2007… Elim eski defterler arasında dolanıyor. Asrevyaya ilk seslenişlerimi barındıran defterlerde. Sararmış takvim yaprakları hatırlatıyor yazdıklarımın tarihini; yıl 2001…

Yıllar ne çok üst üste yürümüş Asrevya. Ne çok yaşamışım. Büyüdüm sanırken her defasında meğer yaşlanmışım.

Benim masalımda senden başka yarın yok Asrevya.

Senden ayrı bir dün yok.

Bildik tarih saymalarım isminle başladı hep. İlk harfinle düştüm günsüzlüğüme gün biriktirmeye. İlk hecenle asıldım masalın darağacına. İlk satırda yazar çekildi masaldan. Bu masalda sadece Asrevya yaşadı.

Al Asrevya! Masal senin. Kendime pay çıkarmam. Her satırında her hecesinde yaşayan sensin. Her yüklemin öznesi, her yüklemsiz cümlenin üç noktası… Al Asrevya!..

Yine yazıyorum… Gelip yeniden yazılacağının sözünü vermiştim. Yine geldim… Gör her heceye eklediğim seni!..

Yine yazıyorum… Yine karışıyor yazdıklarım gözümden akan yaşlara. Uzun bir ağıt düşüyor kalemime. Yitiyorum… Bitiyorum…

Her defasında masal düştüğünde düşlerimin köşesine, masalsılığının başladığı yerden kanıyor yaralarım. Yazılmamış mektuplara adres arıyor bakışlarım.  Oysa İstanbul’dayım. Kaç kapıyı tıklatmak gerekir doğru adresi bulmak için? Doğru adres yok Asrevya. Yanlış düşümde her adres yanlış bir tariftir şehirsizliğime.

İçim derinden derine söyleniyor; hadi ben yorulmuşluğumla yazabilecek kadar güç topluyorum. Ya sen Asrevya, ya sen?

Yorulduysan ve bıktıysan bu masalın kahramanı olmaktan o zaman ne yapar yarenliğim? Ki o vakit “kır” demelisindir kalemimi. “ben yoruldum sus” demelisindir.

Olur da bir gün seni yazmayı bıraktıysam ben, bil ki elimden düşmüştür kalem… Yazmaktan yılmıştır…

Senin soru işaretlerin cevabını bulmuştu; ama benim cevapsız kalan sorularım çok hala kendime sorulmuş. Neden bu masal? Nerden başladı? Neden bitmiyor? Ne zaman bitecek?

Bu masaldan düşmem için yaşamaktan mı düşmeli Asrevya?

Yineliyorum hep dilimi söyleyemediği haykırışları; bu masalda geçmişim yok, yediveren acılarım yok, bildiğim eskiler yok, başka yarınlara kazınmış düşler yok, geçmişte kalmış dün denilmiş cümleler yok, bu masalda ben yok… Acılarımı biriktirip adının eşiğine dayayarak yazılmadı bu masal Asrevya. Kendimi dahi aforoz ederken masaldan başkalarına birikmişliğimi nasıl adına haykırırdım?

Hüzünlerimin koşar adım herkesten kaçarken haykırdığı bir masal değildi Asrevya’lığın. Ki o denli basit olabilseydi ne çabuk ifşa olunurdu. İçimin bir yanı bile diğer yanımdan saklıyor oysa.

Zor bir masal Asrevya yazdığım. Bil ki seni yazmak için acımak gerekiyormuş en derinlerden.

Büyük bir çığlık çiziyorum son kullanımı geçmiş suskunluğuma. Azraili yamaçlarda yaşayan kent kırıklarım ölümün sonsuzluğundan taç takıyor başına. İmlâsı yitik bir lehçenin dilsizliğini oynuyorum. Kopuk yaşamlardan bol bağlaçlı cümleler atıyorum kalemime. Düşlerimin iç ceplerine fısıldanmış sırlarım yarenliğimin aslını çiziyor beyaz sayfalara. Kâğıttan gemiler yapmaya benzemiyor kalemden harfler dökmek. Uslanmış yanlarım direnişe kalkıyor kalemin karasından satırlara bulaşan cümlelerde.

Şimdi söylesene şair; yazdığın kadar mı yaşadın? Yoksa yaşayamadıklarını mı yazdın? Satırlarda düşemedin mi içinin uçurumlarını? Gözlerin kirpik mahkûmluğunda mı hâlâ? Söyle şair; bu diyarda hüzün kaç renktir? Kaç desen? Ve onu yansıtmak için kaç dil gerekir? Öğrendiğin hangi dil hüznümü satır atlamadan dillendirir?

Bildiğim uzaklar kadardı, bilinmedik uzakları tarifim. Oysa gidince dönülmesi olmayan uzaklarım olsun isterdim. Çocukluk masallarıma sıkışan ana fikir gibi miydi; bilebileceğim en uzaklara götürecek tek şey zümrüd-ü anka… Ne yapmalıydı o halde? Ya benliğimden çıkıp zümrüd-ü ankaya doğru koşar adım ilerlemeliydim ya da bir zümrüd-ü anka dilemeliydim, tarifi nâmümkün uzakların eşiğine düşmek için.

Yanlıştı cevaplar. Onun bile gidebileceği uzak, bir Kaf Dağı boyuydu nihayetinde. Ötesi yoktu… Bilmediğim uzak an kadar yakınmış meğer. Nefes alsa nefesime çarparmış. Uzak; kendimden başka bir diyar değilmiş. Gölgeme saklanmakla geçen ömrümün, gerçeğimi göz ardı etmişliğinden habersiz geçiyormuş soluklar.

Notası yok demlenmiş hüznün. Bilmedik bir tonda çınlayıp durur kulakları.

SUSMAK Kİ KULAĞI SAĞIR BİR HAYAT İÇİN EN BÜYÜK HAYKIRIŞTI ASREVYA. SUSMAK Kİ ELİMİZDEN TUTUP BÜYÜTECEKTİ BİZİ KELİMELERİN YAMACINDA.

Asrevya! Harabe minderlere bağdaş kurup oturuyor acılarım. Dilim yıllanmışlığıyla aynı türkünün elinden tutuyor. Sınırları belli olmayan bir savaşta sınırlarımı nasıl koruyabilirim Asrevya? Sınır ötemi nasıl anlayabilirim? Yaşadığım cümlelerin hangisinde hayata iz düşümümü bulabilirim?

Gecelerden sabahlara ulanan günümde güneş yıkıyor üstü çapak kaplamış anılarımın yüzünü. Ay, satırdan satıra vuruyor hecelerimi. Akordu bozulmuş nefesler dizesi sunuluyor ellerime. Düzeltmek için tuttuğumda nefesler tırnaklarıma saklanıyor kaçış diye. Ve her düzeltişimde biri eksik kalıyor.

Ateşten gömlek giyiyor benliğim ve yıldızlar tutuşturuyor alevimi. Bu masala cümleler kurmak direnişimdi tanka karşı avuç kadar bir taşla.

Rüzgâr vuruyor çehreme. Üşüyen halim hüzünlerden örülmüş bir zılgıt geçiriyor tarihten aklıma yamalananlara. Bir nokta düşüyor, “ bitsin bu cümle” dercesine kalemimin yanına. Dilimin ucuna bir söz gelip oturuyor; “yirmi dokuz harfini azımsadığım hayatım bir son yazamıyor masala…”

Gümanlı bir güzergâhtan ilerliyorum ırak şahikalara. Şebden bir libas biçiyorum kendime. Adımı adından soruyorum…

Vakit gece…

Uykum otursun diye göz kapaklarıma masalını yeniden okuyorum…

Kaldığım satırdan yazamadığım sonlara devamlar çiziyorum yine…

Adımı unutuyorum adını yazmaktan…

Ve yine sesleniyorum sonsuz bir fısıldayışla;

Al Asrevya masal senin… Senden başka kimseyi bulamazsın satır aralarında… Senden başka kimseye çıkmaz bu sonsuz masalın kayıp adresi…

Asrevya… Bitmez masalıma bir solukluk daha ara veriyor kalemim… Düşlerimde geçen adını alfabemin en güzel harflerine ulayıp yine geleceğim… Bak tüm harf boşluklarına, adından kurulma düşler çıkar karşına… Asrevya!...

Tuba Özdemir arisoft

Yorumlar (0)

Yorum Yap