Kelimeleri ruhumun derinliklerine gömdüm. Uykum masalını sordu yine. “Asrevya nerde?” Uyuyakalmış satırlarında dedim, kalemim tarafından uyandırılmayı bekliyor. Uykum diretti uyanmasına. Gördüm ki seni yazalı ben tükenmiş dünyamda.
Asrevya! Uzun soluklu hayat derlememden bir dipnot bırakacağım imza niyetine: ‘satırlarda yaşadım’
Aslımın payı paydasına uymuyor Asrevya. Ne yazsam az, ne desem çok… Hayallerimin kırık dallarında göz bebeklerim… Bir gün düşeceğim en sağlam hayalimden gerçeğin tam ortasına. Düşlerin düşlerimden tutmaz mı Asrevya?
Ben adım adım karanlık boşluklara sürüyüp saklarken adını, sen her hecenle sorgulanıyorsun Asrevya. Kayıt altına alınıyor harf kıvrımların. Bilmezlerdi ki zabıtlara seni düşenler senin bile kendin olmaktan bihaber yaşadığını.
Asrevya sen bile bilmezken adına düşen ihtilali, başka yüreklere seni nasıl sığdırabilirim ki? Seni sana bulduramazken hüznümün haritası, başka yüreklere verebileceğim tek adres çıkmaz sokaktı… Seni satırlara gömülü bir efsane olarak bırakmaktı amacım. Sırlarım sayısız kere çözülmemeliydi Asrevya. Kalemimi her sonbaharda toprağın en dibine yadigâr kılınca, susmayı biçince kalemime masalın çıktı yine alfabemin kıyısına.
Ömrüme bir masal eklemiştim. Ve bu masala bir son karalamadan gitmemeliydim harflerden. Biliyorum uzun sürecek Asrevya, sana bir son karalamak çok vakti içine sığdıracak. Ki daha tüm konuşmayıp yuttuklarım dökülmedi aklıma. Düşündükçe düşüyor yazılacaklar parmak uçlarıma.
Hayatıma kalemimle iz damıttığım sürece a-z arası yokuşlarımda hep duraklarım olacaksın Asrevya. ‘Elif’ ten başlayıp ‘ye’ de son bulacaksın. Tırnak arasına sıkıştırdığım nice alfabenin tek öznesi kalacaksın.
Masalının her hali kâğıda işlenmiyor Asrevya. Yazarın kelimelerden çalıyor. Tek yol yazılman mı dersin Asrevya? Tek çare harf harf düşmen mi satırlara? Bildiğin gibi değil Asrevya. Her masal yazılarak anlatılmıyor. Yakınımda olsaydın, beyaz satırlara karaladığım yarım bir yüzden dökülen iki damla gözyaşında masalının mahfi yanlarını görebilirdin. Fakat uzaksın Asrevya. Yüzünün nisânî duruşu vurmaz gözüme. Ben ki martın soğukluğunda kundaklandım sıkı sıkıya asiliğe. Gel demeyi düşlesem ağzım dilimi parçalar Asrevya. Aklımdan geçenleri en içlerime gömmek becerebildiğim. Her geçen gün biraz daha gömüldün Asrevya. Her geçen gün bir yazı daha atıldı toprak niyetinde, içimdeki sen yana.
Ben kendimle bu kadar kanlı bıçaklıyken sana nasıl zeytin dalı uzatırım Asrevya? ‘Gel’ desem, gelmeyi becerebilir misin? Yollarımdaki dikenlere rağmen kanayarak gelmeyi seçer misin?
Sorularımı cevabını beklemeden düş askısına asıyorum. Canım yana yana içimdeki kini bırakıyorum dudaklarımdan. Gelme Asrevya! Gelme!
İsmini ölümle birlikte bıraktım avuçlarıma. Bir gün zamanı geldiğinde biri iliştirilecek yakama. Masal bitmedi Asrevya. Yazan seni yazmaktan yorulmadı. Gel/ gelme arası nidalarda ‘gelme’ kazandı.
Gelmesen ne olur ki Asrevya?
Hepsi hepsi harflerin kızgın ateşlere dokundurulup asılır kalemime.
Hepsi hepsi yangınlarımı kül edip gittiğin yerlerde kalırsın işte…
“Ne günlerdi gülüm ey!” bir anının kıyısında bile dolaşmadık Asrevya. Aynı şarkıya aynı sebepten gözyaşı dökmedik hiç… Aynı yara kabuk bağlamadı benliğimizde.
Asrevya! Bitmedi masal… Bi-te-me-di…
Dilimdeki “gel”leri tüketenler yazmayı bıraktı bana. Bana düşen sadece yazmak Asrevya. Bana düşen paramparça olmuş bir hayatı temize çekmek…
Satırlarda yaşayan masalsı düş… Yazıldıkça kocaman defterlerde arayacaksın anlamını. Bulamayacaksın… Seni senden saklayacağım Asrevya. Körebeli bir sanrıda gözü bağlı olan da sen olacaksın, aradığın da… Ve yine o iğrenç uğultu çalacak kulağının kapısını: Bulamayacaksın…
Masallar gerçeklik şerbetinden tatmaz Asrevya. Satırlarda yaşarlar. Bana düşen sadece yazmaksa, uzun soluklu bir ömürde her acıdan bir nebze dolayıp kalemime, adına kusacağım tüm ıstıraplarımı.
Tüm sabahlarım uykuya dalıyor Asrevya. Gecelerim uykusuzluğa bürünüyor. Kimliğim yıllanmış bir acının portresini yansıtıyor; Baba adı: ölüm… Anne adı: yok…
Bu kadar acıyla ayakta kalabilir miyim Asrevya. Yeni acılara açılır mı yüreğim?
Şimdi bileklerimde bir masalın ağrısıyla örülmüş kelepçe… Ayaklarımda satırlardan oluşma bir pranga… Suçluyum Asrevya! Temyize gidiyor düşlerim. Ya ölüm ya af düşer payıma. Afsa ömrümün dengi daha yazılacak çok şey var Asrevya. İdamsa düşlerimin kefeniyle son sözümü söyleyeceğim sana…
Karar: af…
Daha bitmedi Asrevya. Yazılacak çok şey var. Masal tökezlemelere rağmen kaldığı yerden devam ediyor Asrevya! İyi aç gözlerini fısıldayacağım tüm susulmuşluklarımı…
Tuba Özdemir
Yorumlar (0)
Yorum Yap